En Son Yorumlar

» Hülya Kırbağ - Dört ...
Ben her turlu mizigi dinleyen ve muzikten anladigi... @ kadir
» Rüya Üzerine Geçmiş ...
Bugün dayanamadım. Hatırladım yine. @ ..GöLgE..
» Nilüfer Örer - Gül D...
yemin ederim adım gülce :o :o :o :o :o :o @ gülce
» Arda - Unutma
bu devran dönse keşke... keşke yaşadıklarım®.. @ tuğçe
» Hülya Kırbağ - Dört ...
kardeşim allah senden bir değil bin kere razı o... @ serdar
» Nilüfer Örer - Gül D...
qzL şarKı :D :D @ emine
» Hülya Kırbağ - Dört ...
Hayatta dinledigim en anlamlı en güsel şarkıla... @ BeşiktaşTribünTayfa
» Hz. Mevlana - Etme /...
HARİKA..!!! :D :o @ askankam
» Hülya Kırbağ - Dört ...
Bu filmi izlerken ağlamıştım...filim beter şa... @ Murat
» Nilüfer Örer - Gül D...
ben benliğimi şarkılrada yaşarken sen benliğ... @ gorgio

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Anketler

Bu Da Hayat Mı?
 

Kimler Sitede

Şuanda 29 misafir bağlı

Bağlantılar

Melankoliyiz

Syndicate


Anasayfa
Madem Geldik, Bir De İş Bakalım E-posta
Yazar: ..GöLgE..  •  Tarih: Pazar, 12 Nisan 2009

Madem Geldik, Bir De İş Bakalım

Ağır konuşacağım artık. Üslubum değişecek, ashabım bozuldu zira. Bu ABD'nin karıştırdığı naneleri niye tüm dünya kokluyor, niye biz kokluyoruz? Eşbakan Erdoğan "Ben teğet geçecek derken, hiç etkilenmeyeceğiz demedim" diyor güler misin ağlar mısın. Sonra devam ediyor, teğet geçmenin mânâsına değiniyor, burası mükemmel: "Teğet geçecek ne demek? Bir sürtünme olacak, bir temas gerçekleşecek." (:

İşsizim epeydir. Nalet olsun. Afili firakımı yapalı 4-5 ay oluyor. Acizliğimin sınırlarını zorladım ben de. Plaka 23'e gittim, orada 24'üme girdim. Ortamı tekrar teneffüs ettim, baharda daha başka oluyormuş, hiç farketmemiştim daha önce. Sabahın 6'sıydı, hemen caddelerine atıldım. Daha önce kaldığım tüm evlerin önünden geçtim. Ayaklarım kopuncaya kadar hızlı hızlı adımlarla, aç karnına, tüttüre tüttüre baktım hepsine. Şehir biraz gelişmiş, ona hayıflandım biraz, sebepsiz kuruntuladım. Hararetim biraz olsun dinince arkadaşların evine geçtim, n'apayım, saat 17 olmuş, açım, uykusuzum.

Ertesi gün tekrar "mazi devriye" olarak devreye giriyordum. O günkü planım da şu idi: Okul güzergâhı tekrar gözden geçirilerek yorumlanacaktı, varsa duygulanılacak birşeyler; değerlendirilecekti. Güzergâhta, öğrenim hayatı boyunca devamlı alış-verişte bulunduğum iki büfe vardı. Selamlaştık. İyi oldu. Üni'nin içine giremedim, çekindim, tek başıma cesaret edemedim. Tırstım, "bir ikisine denk gelirim." diye. Kendi kendime komplekse girdim en sonunda, git-gel yaptım çarşıyı ben de.. Burnuma çok tanıdık bir koku geliyordu. Sanki sokaklar briyantin kokuyordu, evet o bildiğim koku. Ağaçlar, yağmurun yağması için dua ederken, ben "N'olur." derdim hani. Yağanın; umudumun rezilliği, yüzümden akanın çaresizliğim olduğunu düşündüğüm, hissettiğim o koku. Ne tuhaf.. Yoruldum o gün de, eve gittim sonra.

Güneşli bir gündü ertesi günün ertesi günü. İçim kıpır kıpır. Polenler hormonları tetikledi, üni'ye gitmeye karar verdim. Dosdoğru bölümün kantinine daldım, Mırad Abi'yi öptüm, kucakladım. Keratayı özlemişim. Çay içtik, yanında da DanKek verdi. Allah bin kere razı olsun (: Arkadaşlar olmayınca oranın da bir tadı olmadığının acı bir biçimde farkına varıyor insan. O an, bir insana verilecek en büyük cezanın; orada, o statüde yaşamak zorunda bırakılmak olduğunu düşündüm. Sanki herkesi bir felakette kaybetmişsin, bir sen sağsın salimsin gibi birşeydi. Koridordan kaçar adım çıkacakken bir de ne göreyim; konsantre ..... , katıksız ..... , süzme ... , üç sene beni aynı dersten bıraka bıraka bir hâl olmuş muhteremle göz göze geldim. "Küçülmüş bu adam iyice, bu kadar kısa mıydı bu? Kapışsak döverim." gibi şeyler düşündürdü o anda. Medeni insanlar gibi konuştuk. Odasının önünde de ayrıldık. Sana da hayırlı günler. Ölsen belki üzülürüm, şimdi düşündüm de..

Günler günleri kovalarken, "Madem geldik, bir de iş bakalım." diye düşündüm. Meşgale olmayınca.. Üç dört yere CV'mi bıraktım, fotoğrafım kalmadı bu yüzden, "Yine foto çektirmek zorunda kalacağım." diye düşündüm. Moralim bozuldu. Olumlu sonuçlanmayınca hiçbirisi de, kıllandım. En son görüştüğüm yere iki gün sonra tekrar gittim. Kafama koydum, "Foto da verdim ben buraya, musallat oluyum dur bi." dedim. Bu sıcakta, dışarda, kafasına şapka takan bir kişi* tanırdım, bir kişi daha tanıdım, Suat'mış adı. Soyadı da Soğan (: ( Madem almadın işe, deşifre edeyim bari. ) Şantiyelerini gezdim, iki üç sorgu sualden sonra tekrar gönderdi.. İş yok güç yok, n'apalım n'edelim derken üç gün sonra tekrar gittim aynı şantiyeye, "Selamuna.." diyemeden Suat atladı hemen: "Biz seni arayacağız." (: "Tamam" dedim Suat, ben seni anladım. Daha da gelmem şantiyene.

Günler günleri kovalarken, bu ziyaretin amacını aştığını düşündüğüm bir anda hemen soluğu otogarda aldım. Dostlarını, sevdiklerini ve hatta düşmanlarını özletiyordu her mekân. Fazla boşlukta olmayı affetmeyecek kadar iyi-kötü anılara sahip insanlar, göz altında yaşarlar. Tam düşündüğüm gibi bir cürüm için olmasa da kafamda bir teşekkül oluştu: "Yaşamın bir anlamı olmasaydı da, anlamsızlığı seçmek zorunda kalsaydım eğer; anlamsızlıkların arasında en iyi seçenek bu olurdu doğrusu." demiş Nietzsche. Anlamlı yaşanmış o kadar çok şey var ki hayatta, hâlâ yaşamaya devam etmek ne kadar anlamsız. Ya da artık senin için bir anlamı olmayacağını düşündüğün bir hayatı yaşamak zorunda olmak, ne kadar anlamsız.

* Ben. + Şapkanın üzerine bir de kapşon.







Yorumlar # (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >
  Our site is valid XHTML Transitional Our site is valid CSS We use RSS 2.0