Yazar: ..GöLgE.. •
Tarih:
Pazartesi, 13 Temmuz 2009
|
 | | Gece 23:21 sularıydı. Yalnız yalnız TV'deki anlamsızlıklara baktım. Kesintisiz – istisnasız herkesi eleştirdim. Belirli kesimlerin eleştiriden anlamayacaklarını düşündüm. Onlara ayrıca küfür ettim. Çaresiz, dinlediler.
Terliydim, atletimi çıkardım. Plastik sandalyeye oturdum. Önce, bacaklarımı uzattım fayansa. Bir şey anlamadım. Sonra oturduğum kısıma doğru katlayarak rahat etmeyi denedim. Yine olmadı. " Ne yapsak ki? " diye düşündüm. |
Cevabını bulamadan telefon çaldı. Arayan eski ev arkadaşım " Ato " idi. Konuşmanın samimi bir havada geçmesi için elimden geleni yaptım, güldüm, güldürdüm. Paketleyip uzaklaştıracaktım ki; misafirim olup olamayacağını sordu. Tabiî ki olamazdı ama yine de bir yaşanmışlık vardı ortada. Hem el-âlem ne derdi? "
Biraz zaman ver bana " diyemedim. " Bi git " diyemedim. Misafir olmayı
da, misafir almayı da hiç sevmem. " N’olursun gelme " diyemedim. Yürüyen
örümcek arabaların aşkına gelme. Çaresiz, " Buyur gel kardeşim, ne demek. Burası
senin de evin sayılır " dedim. İçim buruk, dışım heyecanlıydı. Öyle olmak
zorundaymışım gibi..
Sabah 05:30’da gelmiş. Uyuyormuşum. Uyandırmak istememiş. İnce
ruhlu Ato. Yedek anahtarı hâlâ muhafaza ettiğini hatırlattı öğlen. Dinledim
gülümseyerek. Annesi poğaça yapmış. Bunun üzerine ben de çay demledim. " Sen bana
iki gel, ben sana beş geleyim " demedim. Rövanş gibiydi sanki. Diplomasını almaya
geldiğini söyledi. Polislik için acele ettiğini falan anlattı. İlgileniyormuş gibi
davrandım. Umursamaz gibiydi tepkilerime. Pantolonumu giymek için odaya gittim.
Geldiğimde kahvaltıyı kaldırmış olduğunu gördüm. Olumlu, ılımlı göründü o an gözüme.
Dışarıya çıkacağımı anlamış olmalıydı ki; " Ortak dışarı mı çıkıyorsun? " diye
çıkıştı. " Evet " dedim. " Evet, dışarı çıkıyorum ". " Dur ortak,
ben de geleyim " dedi. " Olur " dedim. " Acele etme " diye düşük
desibelde söylendim. Asansörde nereye gideceğimi sorar gibi oldu. Oralı olmamazlık
yapamadım. İşe gittiğimi söyledim. " Ne işi bu saatte? " der gibiydi bakışları.
Yardımcı olmak adına ekledim: " İstifa etmeye gidiyorum " dedim.
Sohbet sarmaya
başlıyordu, bundan korkuyordum. " Şaka şaka " diye geçiştirdim. Zihninin
bulandığı her halinden belliydi. Onu anlamaya çalıştım. Çelişkilerle doluydu herşey.
Ve benim buna yapacak bir şeyim yoktu. Tabiatımdı. Dolmuşa bindik, " İki öğrenci "
dedi ve uzattı parayı hiç utanmadan. " Vay terbiyesiz " dedim içimden.
İneceğimiz yerde indik. " Ben işim bitince seni ararım " dedi. " Tamam,
çarşıda görüşürüz " dedim. Dağıldık. Daha dün gibiydi onu bir daha dönmemek üzere
Tarsus otobüsüne bindirişimiz. Hayıflandım. Acaba tekrar ne zaman gidecek, ne
zaman gidecek, ne zaman gidecek..
|